OyunOyun İncelemeleri
Trend

Undertale : En Bağımsız Oyun

İlginç Atmosferi ve Sıradışı Hikayesi ile İşte Undertale İncelemesi

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, Basekeepers ekibi olarak Undertale’ın yeri bizim için çok ayrı. Bu nedenle birazdan taraflı bir yazı okuyacaksınız. Zira bu zamana kadar birçok oyuna karşı hayranlık besledim ancak Undertale kadar beni içine çeken ve duygusal bir etki yaratan oyun olmadı. Bu sebeple uzun bir aşk mektubu kıvamında olacak yazıda, yersiz mübalağalara kendinizi hazırlayın. Benden sana gelsin sevgili Toby :-*

Yazıyı okurken atmosferin içine girmek için arka planda aşağıdaki müziği açabilirsiniz.

Toby The Creator

Yazının başlangıcında oyunun yaratıcısı Toby Fox hakkında uzun uzadıya konuşmak istemiyorum. Çünkü kendisi başlı başına bir yazı konusu. Dahası Undertale, Toby’nin önceki tecrübelerinden ve donanımından bahsetmeden bile kesinlikle kendi başına bir yazı konusu. Ancak yine de, Toby Fox’un RPG yapımcıları ile kapsamlı bir deneyime sahip olduğunu ve bu deneyimi iyi bir şekilde kullandığını ve hatta Earthbound için modlar oluşturduğunu belirtmek isterim. Aynı zamanda bir müzik bestecisidir (Undertale müzikleri tamamı ile ayrı olarak ele alınması gereken başyapıtlardır). Oyundaki parçaların çoğu çoğunlukla Toby tarafından veya sadece Toby tarafından yapıldı.

Toby’nin önceki eserlerinde garip ve sinirli olduğu konusunda bir üne sahip ve Undertale ile kendini bunlardan uzaklaştırıp yeni bir sayfa açmak istedi. Ve iyi ki de öyle yaptı. Toby’nin kendisi hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Dediğim gibi Toby Fox tek başına ayrı bir yazının konusu olabilir. Şimdi artık hikaye, oyun mekaniği, karakterler, müzik ve Undertale’in inanılmaz meta anlatısı hakkında iddialı bir şekilde giriş yapıyoruz. Başlamadan uyarayım bu yazı ağır bir şekilde Spoiler içermektedir. Sonrasında vay ben duymadım, benim haberim yoktu demeyin.

Karakterin Yolculuğu

Undertale, 8bit müziği eşliğinde hikayenin altyapısını anlatan sepya tonlu bir sinematik ile gayet masumane bir başlangıç yapar. Karakteriniz, bir insan çocuğudur ve kendisi bilinmeyen nedenlerden dolayı dağlara doğru yürüyerek canavarların büyülü bir bariyerle kapatıldığı yer altına düşmüştür. Yolculuğunuzdaki ilk karakterle de bu noktada tanışıyorsunuz: Size bazı temel mekanikleri gösteren Flowey the Flower. Başlangıçta Flowey’i oyun boyunca yanınızda olacak rehber olarak düşünebilirsiniz. Hatta oyunun ana teması size naif ve neşeli bir yolculuk vaadedecek gibi gelebilir.

Daha sonra bu beklentiler, Flowey’nin gerçek yüzünü görmenizle son bulur;o tam da bu kısmında kendiniz aptal gibi hissedebilirsiniz. Flowey tarafından alt edilmek üzereyken son anda, fandom tarafından ‘keçi anne’ olarak bilinen Toriel tarafından kurtarılırsınız. Toriel, oyundaki en önemli karakterlerden biridir ve size oyunun çeşitli mekaniklerini öğreten bir öğretici aracılığıyla size rehberlik edecektir. Ancak size bu kadar iyi davranan bir karaktere Flowey vakasından sonra güvenmek çok zor oluyor baştan söyleyeyim.

Toriel size kendinizi nasıl savunacağınızı öğretmez, gerçekten size nasıl saldıracağınıza dair en udak bir ipucu vermez. Savaş karşıtı anti-militarist tavırlar içindeki Toriel sizi, oyundaki diğer karakterler ile empati kurarak ve “adeta savaşma seviş” mantığı ile hareket etmeye teşvik etmektedir. Ancak buna rağmen kullanıcı oyun, canavarlarla savaşmanıza ve onları öldürmenize izin veriyor ki hikayenin gidişatında bu kararlarınızın çok etkisi oluyor. Bundan böyle her şey kendi etrafına bir belirsizlik aurasına sahip.

Beklentileri Düşürmek

Oyun yavaş başlangıcı ve aksiyondan uzak yapısı ile oyuncuların mekaniklere değil hikayeye odaklanmasını sağlıyor. Ha tabi bu durum bir tık sıkıcı oluyor, orası ayrı. Ve elbette, bu eğitim bölümü dışarıda sizi öldürecek canavarlarla dolu, tehlikeli yer altına sokmak istemeyen Toriel tarafından karşı karşıya geldiğiniz bir bölümle sonlanıyor. Anaç tavırlı Toriel size yanında mutlu bir hayat vaad ederken karakterin yeryüzüne dönme tutkusu ağır basıyor. Toriel’in anca cesedimi çiğnersin atarı ile oyunun en güçlü karakterlerinden biriyle kapışmaya başlıyorsunuz. Ama hiç merak etmeyin Toriel’in ana yüreği sizi öldürmeye yetmediği için canınızın son demlerinde Toriel’i öldürerek veya ikna ederek bu bölümü geçebilirsiniz.

Buraya ufak bir not düşmek istiyorum oyunu ilk oynadığımda Toriel’i öldürmüştüm ve vicdan azabı ile oyunu silip baştan başladım. İlk başta karşıma çıkan hasta ruhlu çiçek Flowey’nin bana “ne yaptığını biliyorum onu öldürdün.” demesiyle benim için 4. duvar yerle bir oldu ve oyuna tam olarak o an bağlandım. Zira adi Flowey oyunun yeniden yüklediğini biliyordu. Karaktere bile değinmiyor, oyuncuya doğrudan hitap ediyor. Zaten oyunu gerçekten efsanevi kılan da bu. Oyun içerisinde yaptığınız her şeyden sanki birinin haberi varmış gibi hissediyorsunuz.

Asıl Oyun Şimdi Başlıyor

Büyüleyici bir şekilde, Undertale, empati yapmaya ve karakterleri anlamaya itiyor. Bunun sırrı, Undertale’deki karakterlerin şaşırtıcı derecede birbirlerine olan bağlılıkları ve sevgilerinde yatıyor. İskelet kardeşlerin dinamik ikilisinden, bir bilim adamı Alphys’in ve gösterişli trans arkadaşı Mettaton’un ilginç, anime seven münzevi yoluyla kasvetli kral Asgore’a kadar, bu karakterlerin birçok kişiliği ve cazibesi var.

Bu çoğunlukla ne kadar iyi yazılmış olduklarından kaynaklanmaktadır. Toby Fox gerçek bir yazar ve diyalogları çok gerçekçi ve referanslarla doludur. Oyunda bir kaktüse yaklaştığınız bir nokta var ve görüntülenen açıklamada “bu kaktüs geri dönmenizi beklemiyor gibi ” yazıyor. Evet, Undertale’de tsundere kaktüsü var. Ayrıca itiraf etmek lazım, kendisi çok büyüleyici.


Undertale’nin harika fandomunun, çeşitli anlatılmamış maceraları hakkında yüz binlerce sayfa fantezisi yaptığı, tonlarca sanat yarattığı ve hatta oyundaki tanınabilir unsurlar hakkında aptalca memeler yarattığı büyüklüğünün bir kanıtıdır. Hepsi tuhaftır ve bu inandırıcı bağlantı ağında birbirleriyle etkileşime girerler. Hepsi keşfedilmek isteyen gizemlere sahiptir ve sizi çeşitli küçük hikayelere çekerler.

Please Don’t Stop The Music

Oyuncuyu hikayenin içene çekme yeteneğinin bir başka sebebi de, Undertale’in fantastik müziğidir. Ve hepsi bulundukları ortama ve olaylara mükemmel bir uyum sağlar. Snowden’in Christmassy’den neşeli melodilerinden Hotland’ın endüstriyel seslerine kadar çeşitli konumlar için bir tema olarak oynayan arka plan müziği bile, Undertale dünyasının tuhaf estetiğine rağmen uyumlu bir bütün olduğu duygusunu hissettir.

Karakter müzikleri ise bam başka bir seviyede. Müzikler karakterlerin varlığını büyük ölçüde tamamlıyor. Papirüs’ü düşünürken Bonetrousle’un kafanızda oynamaya başlamaması imkansız. Ya da Sans’i düşünün ve Undertale’ın en ünlü parçası Megalovania’nı.

Oyun ve Hikaye Ayrımı ?

Son olarak oyunun oyuncuyu bu kadar etkisi altına almasına sebep olan son madde, senaryonun oyuncunu tercihlerine göre şekillenebilmesi. Tabi ki tüm seçimleriniz size bütünüyle bambaşka bir senaryo vaad etmiyor. Ama oyunu her defasına tekrar oynadığınızda yeni bir şeyler ile karşılaşmanız hiçten bile değil. Oyunu bitirmenin birden fazla yolu var ve tercihleriniz işinizi kolaylaştırabilir veya zorlaştırabilir. Dahası Thoriel örneğinde de söylediğim gibi size vicdan azabı çektirebilir.

Ayrıca oyunun her defasında kendini tekrarlamayan bir yapısı var. Örneğin kullanıcı arayüzünde Asgore’un Mercy butonunu devre dışı bırakmasıbgibi.

Pasifist and Genocide!

Daha önce de söylediğim gibi, Toriel sayesinde Undertale, oyunu şiddet içermeyen bir şekilde tamamlayabileceğiniz fikrini satmaya çalışıyor ve bunun gerçekten de mümkün olan en iyi sona yol açacağına inanmanız kuvvetle yönlendiriliyor. Ve bu bir yalan değil: Mümkün olduğunca pasifist olmaya çalışırsanız, tüm sonlardan en tatmin edici olana ulaşırsınız.

undertale-pacifist-genocide-basekeepers
Tabi ki bu sona ulaşmak o kadar kolay değil. Eğer ilk defa oynuyorsanız birini öldürmeden nasıl geçeceğinizi bulmak biraz zaman alabiliyor. Oyunu bir defa bitirdiyseniz sebep olduğunuz ölümler yüzünüze vuruluyor ve kendinizi kötü hissediyorsunuz. Cidden kötü, bir keresinde Papyrus’u öldürdüğüm için Sans hayatımın ayarını vermişti.
İşte bu nedenlerle kimseyi öldürmeden oyunu bitirmek için biraz google’da dolaşmanız gerekecek.

Şunu da ekleyeyim oyuna tekrar başladığınızda bazı karakterler seni bir yerlerden gözüm ısırıyor şeklinde tepkiler verebilir. Bu oyunda her hareketinizden sorumlusunuz ona göre! Undertale’in en iyi sona ermesi ancak hiçbir zaman şiddete başvurmamak, zarar vermemek, hatta bir kaza bile olsa, yeraltının tek bir sakini incitmemek olabilir. Peki ya bu durum gram umrumuzda değilse!

Kill Them All!

Oyunun herhangi bir noktasında öldürmeye başlamak mümkündür. Her bir karakter öldürülebilir. Bunu yapman için kesinlikle hiçbir teşvik yoktur, ancak daha sonraki kavgaları daha kolay ve sonuçta daha az zorlaştıracak olan LOVE’ı yükseltmek dışında. Aslında LOVE arttıkça daha güçlü bir karakter haline geliyorsunuz ve iş çığırından çıkıyor. İşte bu “Genocide Run” madalyonun tam tersidir. Oyunun her alanında her bir canavarı öldürerek gerçekleştirilir. Oyun rastgele karşılaşmalar temelinde çalıştığı için, size saldıranları öldürmek yeterli değildir.

Belli bir noktada, fanların “Undertale’ın Ölüm Dansı” adını verdiği şeyi öldürmek için aktif olarak canavarlar aramaya başlamanız gerekiyor. Bunu yapmak için bir sebep yok. Genocide Run eğlenceli değil, anlamsız ve sinir bozucu görünen toplam iki yeni boss dövüşü için değmez. Karakterleri hiç önemsemeseniz ve onları öldürmekle ilgili etik duygularınız olmasa bile, size temelde hiçbir şey kazandırmaz. Ve bunların hepsi tasarım gereğidir.
Soykırım teşebbüsünü bile denemenin tek nedeni tamamen saplantı. Oyunun sunduğu her şeyi görmek için tavşan deliğinin diğer ucunu görme takıntısı. Undertale her şeyden öte, önemsemek ve empati ile ilgili. Kimseyi öldürmeseniz bile oyunun sonunda iyi tarafta mı kötü tarafta mı olduğunuzu anlamak güç.
Zekice kurgulanmış hikayesi muhteşem atmosferi ile her zaman benim için ayrı bir yeri de olacak.

Daha fazla Bağımsız Oyun İncelemesi için: Basekeepers.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu