FilmFilm İncelemePazar Sinema Kulübü

Pazar Sinema Kulübü #7: Se7en

Pazar Sinema Kulübü, televizyonların salonlarımızı işgal etmeye başladığı yıllarda hafta sonunun baş tacı programıydı. Birçok yıldız ismin rol aldığı yapımlar ile Pazar Sineması efsanesi sayesinde tanıştık. Ülkemize dünya sinemasını sevdiren film serisi Base Keepers ile geri dönüyor. Yıllanmış ama yıllandıkça da seyir keyfi artmış filmleri her Pazar sizlerle buluşturuyoruz. Bir haftalık teknik aranın ardından, Pazar Sinema Kulübü olarak yeniden karşınızdayız. Bu hafta ünlü yönetmen David Fincher‘ın 1995 yapımı, kafayı dini göndermeler ile bozmuş bir seri katilin izini süren Dedektif William Somerset ve David Mills’ı konu alan Se7en filmini siz okuyucularımıza öneriyoruz.

Yedi Büyük Günah

Sokaklarının pek tekin olmadığı bir şehirde, cinayet bürosundaki dedektiflik görevinin bitmesi için günleri sayan William Somerset, amiri tarafından son bir dosya ile görevlendirilir. Somerset’ten boşalacak koltuğu doldurmak üzere kente sevgili karısıyla birlikte taşınan David Mills, bir başka vahşi cinayetin zanlısını bulmak için kolları sıvar. Zamanla iki cinayetin tek bir seri katilin işi olduğunun anlaşılmasıyla, aklın ve mantığın sesi olan Somerset ile duygularını ve kalbini dinleyen Mills birlikte çalışmak zorunda kalır.

Se7en, Katolik Mezhebi’nin en büyük sakıncalarından yola çıkarak kurbanlarını seçen bir seri katili konu alıyor. Yedi büyük günah olan; oburluk, açgözlülük, kibir, tembellik, şehvet, öfke ve kıskançlık, katilin cinayetlerinin temasını oluşturuyor. Olay mahalinde parmak izi bırakmayan cani, bir sonraki ölümün ipucunu ise eksik etmiyor. Dedektifler Somerset ve Mills, her ne kadar zanlıya yaklaştıklarını zannetseler de sonunda kendilerini katilin başka bir oyunu içinde buluyorlar.

Hikayesinde ustaca planlanmış vahşi ölümleri konu edinen Se7en, atmosferiyle izleyenleri kendi dünyasına çekmeyi başarıyor. Şehrin soğuk ve yağmurlu havası, onun çivisi çıkmış halini güzel özetliyor. Ara sahnelerde ya da arkaplanda geçen detaylarla şehirdeki diğer suçlara da tanık oluyoruz. Burada altını çizmek istediğim nokta ise David Fincher‘ın tüm bu şehir tasvirinin içine yerleştirdiği yemek sahnesi. Tüm bu soğuk ve kasvetli akışın ortasına yer alan sıcak aile ortamıyla baş rollerimizin, film başında iyi geçinemeyen iki karakterden ortak dedektiflere dönüşmelerine tanık oluyoruz. Böylelikle şehre yabancı olan ve kendilerini yalnız hisseden çift ile yıllardır bu kentte oturan ve artık kurtulmak isteyen Somerset arasında bu sahneyle oluşan, film ilerledikçe evrilen ilişkinin doğallığını sorgulamıyoruz.

Zaten sahne kullanımı ve sahneler arasındaki geçiş film boyunca çok başarılı. Usta yönetmen işlenen her cinayetin, her kurbanın başka bir günahı temsil etmesinden ötürü, kendine has bir havası var. Kimi cinayet karanlık ve sadece el fenerlerinin ışığıyla aydınlatılan bir barakada karşımıza çıkarken kim cinayet ise geniş ve parlak otel odasında gerçekleştirilmiş. Yeri geldiğinde dar koridorlarda koşuşturmacalara tanık oluyorken, bazı zamanlar yerin altına inerek katil yakalanmaya çalışıyor. Üstelik bu mahaller arası geçişlerde esler harika kullanılmış. Her bir ara sahneyle birlikte kişiler veya şehir olsun ufak tefek detaylar öğreniyoruz. Böylelikle kentin o söz ettiğim kasvetli atmosferini daha etkili yaşarken, hayatlarından birer parça öğrendiğimiz dedektiflerin daha derin karakterlere sahip olduklarını gözlemliyoruz.

İki Başarılı Aktör: Brad Pitt ve Morgan Freeman

Se7en ile ilgili değinmemiz gereken diğer bir konu ise oyunculuklar. Zira baş rolde izlediğimiz Brad Pitt ve Morgan Freeman ikilisi film genelinde oldukça başarılılar. Şahsi kanaatimce Brad Pitt, Hollywood sınırları içerinde yakışıklılığından en az derecede nemalanan aktörlerden. Filmde canlandırdığı David Mills, duygularıyla hareket eden ve çabuk bir şekilde duygu geçişleri yaşayabilen bir dedektif. Amerikalı aktörün Mills’ı canlandırırken ortaya koyduğu performans ile bu duygu patlamalarını seyirciye harika yansıtıyor. Se7en‘in geneline hakim olan ve özellikle de filmin sonunda tavan yapan, jest ve mimiklerini harika kullanışıyla kendisine hayran kalmamak elde değil.

Onun yanında mantığın ve aklın sesi Somerset olarak karşımıza çıkan Morgan Freeman‘ın da rol arkadaşından aşağı kalır yanı yok. Artık kendisinden izlemeye alıştığımız fakat 1995 yılında onun için oldukça yeni olan usta ve emektar rolüyle, oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Yer aldığı her sahneyle onu izlemek cidden büyük bir keyif. Yine de oyunculuk deyince Se7en‘da aslan payını katili oynayan, adını nedense hatırlayamadığım(!), oyuncuya bırakmak gerekiyor. Beyaz perde tarihine, şahsına has bir katil profili bırakan oyuncunun performansı, çoğu kişi tarafından Anthony Hopkins‘in Hannibal’ı ile kıyaslanır. Filmde her bir konuşmasında kendince sebepleri olan bir caninin düşüncelerini ve duygularını seyirciye harika aktarıyor. Onun yer aldığı sahnelerde dedektiflerimiz için ümitsizliğe düşmemek elde değil.

O sözünden epeyce bahsettiğimiz usta yönetmenlik ve oyunculuğun zirve yaptığı sahne ise meşhur araba sahnesi. Karakterlerin arasında gerçekleşen diyalog ile film nihayete ermeye hazırlanıyor. Bu konuşma sırasında David Fincher‘ın kamerayı kullanış şekli gerilimi had safhaya çıkarıyor. Yeri geldiğinde görüntüyü alttan alıp karakteri sahnede büyütürken yeri geldiğinde karakterin sadece gözlere ve ağza odaklanarak seyirciyi hipnotize ediyor.

David Fincher‘ın ricası üzerine değil de bizim ona olan sevgimizden dolayı Se7en, bu haftaki Pazar Sinema Kulübü üyesi. Muhteşem oyunculuklarla desteklenen usta yönetmen işi bu filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederiz. Geçtiğimiz pazarlarda başka film önerilerimiz de oldu, isterseniz onlara da göz atabilirsiniz. Tüm okurlarımıza seri katillerin kurbanı olmaktan uzak bir hayat diler, hepinize iyi pazarlar umarım.

Pazarınızı güzelleştirecek diğer öneriler için;

Pazar Sinema Kulübü

Etiketler

Kubilay Koyuncuoğlu

Doğuştan Silivrili, soğuk sever. Mahallenin dost canlısı, süper yazarı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu