FilmFilm İncelemePazar Sinema Kulübü

Pazar Sinema Kulübü #2: Children of Men

Pazar Sinema Kulübü, televizyonların salonlarımızı işgal etmeye başladığı yıllarda hafta sonunun baş tacı programıydı. Birçok yıldız ismin rol aldığı yapımlar ile Pazar Sineması efsanesi sayesinde tanıştık. Ülkemize dünya sinemasını sevdiren film serisi Base Keepers ile geri dönüyor. Yıllanmış ama yıllandıkça da seyir keyfi artmış filmleri her Pazar sizlerle buluşturuyoruz. Bu körpe yazı serimizin ikinci haftasında, hikayesi ile izleyicileri sarsan Children of Men yer alıyor.

Kafeslere kapatılan göçmenler, aşırı milliyetçi bir toplum ve terör eylemlerinin ortasında bir ülke. Yanlış anlamayın, güncel bir haberden değil, bundan yaklaşık on üç yıl önce yazılmış bir senaryodan bahsediyorum. Ne yazık ki son günlerde duymaya alıştığımız bu karanlık kelimeler, 2006 yapımı Alfonso Cuaron imzası taşıyan Children of Men adlı yapımın temel taşlarını oluşturuyordu. Usta yönetmenlik ve oyunculuğun sentezi bu distopik eser, Pazar Sinema Kulubümüzün bu haftaki önerisi.

Her Geçen Gün Anlam Kazanan Bir Hikaye

Özellikle Gravity filmiyle adını tüm arşa duyurmuş olan Alfonso Cuaron’un yazar ve yönetmenliği yaptığı Children of Men, hikaye olarak 2027 yılında kaosa sürüklenmiş olan İngiltere’de geçiyor. Sabah kahvenizi yudumlarken bile terör saldırısına kurban gidebileceğiniz bu dünyada, var olan en önemli gündem dünyanın ‘en genç’ insanı olan 17 yaşındaki Juan Gabriel Yacuzzi’nin ölümüdür. Zira filmin dünyasında tam 17 yıldır çocuk doğmuyor. Dolayısıyla yok olma eşiğindeki insanlık umudunu kaybetmiş ve gezegende anarşizm baş göstermiş.

Anarşizm karşısında sıkı önlemler alan İngiliz hükümeti, özellikle göçmenlere karşı sert politikalar uyguluyor. Bu yüzden genelini göçmenlerin oluşturduğu ‘Fishes’ adlı direnişçi grup ve hükumet devamlı bir savaş halinde. Filmin genel atmosferinin temelini oluşturan bu savaşa, Clive Owen’ın canlandırdığı eski bir aktivist olan Theo karakterinin gözünden tanık oluyoruz. Direnişçilerin liderlerinden, eski karısı Julian’ın ona önerdiği işi kabul eden Theo, zamanla insanlığı kurtarabileceğini fark ediyor.

Filmin başında Theo’yu yaşama amacı kalmamış, sadece kendini düşünen bir adam olarak görüyoruz. Zamanla karakterin yaşadığı değişim ise filmi anlamlı kılan bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki filmin sonuna doğru can havliyle yaptığı kahramanlıklar, izleyenlere ‘Filmin başında tanıdığımız o bencil adam mı bu?’ dedirtiyor. Bu arada Clive Owen’ın hakkını teslim etmek lazım. Karakterin bu gelişimini oynarken; Theo’nun gençliğindeki ateşi yeniden yaşıyormuş havasını çok güzel veriyor. Seyirciler olarak o konuşmalarda geçen ‘eski Theo’yu film boyunca yedire yedire gösteriyor bize ünlü aktör.

Film ile Bütünleşen Oyunculuklar

Filmin afişine bakıldığında dikkat çeken diğer bir isim ise hiç şüphesiz Julianne Moore. Amerikalı aktris, daha önce söz ettiğimiz gibi direnişçilerin lideri rolünde. Ayrıca Theo abimizi de tüm bu işlere karıştıran o. Yine de Moore, tüm o ismine ve üstlendiği role rağmen film de en çok dikkat çeken oyuncular arasında sayılamaz. Örneğin Chiwetel Ejiofor, diğer bir lider Luke karakteriyle, Julianne’den daha çok dikkat çekici bir performans sergilemiş.

Filmin diğer dikkat çeken bir yıldız aktör ise Michael Caine. Kendisini birçok kez daha ‘beyefendi’ rollerde izlemeye alıştığımız İngiliz aktör, Children of Men’de karşımıza kafası güzel bir hippi olarak çıkıyor. Caine gibi usta aktörü kendisiyle özdeşleşen ‘İngiliz Beyefendisi’ tiplemesinden bu kadar uzak bir rolde döktürürken izlemek cidden ayrı bir keyif.

Sahip olduğu senaryo ve oyunculuktan öte, filmi efsaneler klansmanına sokan sebep ise Alfonso Cuaron’un ortay koyduğu iş. Öncelikle başarılı yönetmenin filmde kullandığı çekim teknikleri daha önce görülmemiş düzeyde. Özellikle arabayla kaçış sahnesi, işin teknik tarafını severler için bulunmaz bir nimet. Filmden sonra o sahnenin çekilişini izlemenizi tavsiye ederim. Kaçış boyunca ortaya koyulan mükemmel performansı daha iyi anlayacaksınız.

Meksikalı yönetmen filmde birçok kez dramanın ya da gerilimin yavaş yavaş yükselerek tavan yaptığı ‘an’lar yakalamış. Söz konusu anların yakalanmasındaki en önemli faktör, en ufak role sahip figüranın bile atmosferi içinde yaşıyor olması. Özellikle filmin son yarım saatinde daha ön plana çıkan bu durum, yönetmenin kafasındaki resmi beyaz perdeye yansıtmasına önayak olmuş. Bilhassa başrolümüz Theo’nun, filmin son kısmında geçen ve Children of Men’in ruhunu oluşturan binadan çıkış sahnesinde setteki mevcut çalışma aşkı; söz konusu sahneyi kameranın icadından beri çekilmiş en güzel sekanslardan biri kılıyor.

Sonuç olarak Children of Men, bu Pazar akşamında film izlemek isteyen okurlarımız için bu haftanın önerisi. Çekildiği 2006 yılına nazaran daha da yakın olduğumuz distopik bir geleceği anlatan bu film, eminim ki kendisini ilk defa izleyenlerin ‘en  iyi film’ listesine zirveden giriş yapacak. Daha önceden bu şaheserle tanışmış olanlar ise tekrardan izlemekten kendilerini alıkoyamayacaktır. Sizleri bu doyumsuz eser ile baş başa bırakıyor ve iyi pazarlar geçirmenizi diliyorum.

Pazarınızı güzelleştirecek diğer öneriler için;

Pazar Sinema Kulübü

Etiketler

Kubilay Koyuncuoğlu

Doğuştan Silivrili, soğuk sever. Mahallenin dost canlısı, süper yazarı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu