FilmFilm İncelemePazar Sinema Kulübü

Pazar Sinema Kulübü #16: Schindler’s List

Pazar Sinema Kulübü, televizyonların salonlarımızı işgal etmeye başladığı yıllarda hafta sonunun baş tacı programıydı. Birçok yıldız ismin rol aldığı yapımlar ile Pazar Sineması efsanesi sayesinde tanıştık. Ülkemize dünya sinemasını sevdiren film serisi Base Keepers ile geri dönüyor. Yıllanmış ama yıllandıkça da seyir keyfi artmış filmleri her Pazar sizlerle buluşturuyoruz. ‘Oscar’ ayına girişimizin şerefine başlattığımız altın heykelcik sahibi filmler önerimize bu hafta; Steven Spielberg‘in etkileyici yapımı Schindler’s List ile karşınızdayız.

İnsanlığın Eski Yaralarından: Yahudi Soykırımı

Schindler’s List filminde hikaye, savaş yılları ekonomisinde bile para kazanabilecek niteliklere sahip bir girişimci Alman olan Oskar Schindler’i konu almaktadır. 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası, ordunun ihtiyacı askeri malzemeleri üretmek üzerine odaklı bir saniyeye sahiptir. Hali hazırda borç içinde yüzen Schindler ise savaşı fırsat bilerek yeniden zengin olmanın peşindedir. Çevresindeki kişileri etkisi altına alan karizması ile hitabetteki yeteneğini kullanan girişimci, Nazi yönetimindeki önemli isimler ile ilişkisini geliştirir. Kazandığı bu ilişkiler sayesinde de Schindler, Alman halkı ve ordusu için çalışan bir fabrikanın sahibi olur.

Oskar Schindler, Yahudi sermayesi ve iş gücü üzerine kurduğu fabrikası ile zebgin olmayı amaçlamaktadır.

Söz konusu fabrika için iş gücü ve sermaye ise dönemin alt sınıf topluluğu Yahudilerden sağlanmaktadır. Oskar Schindler’in sekreterliğinden makine başındaki görevlilere kadar herkes Yahudidir. Dahası fabrikanın tüm finans ve muhasebe işleri zeki bir Yahudi olan Itzhak Stern tarafından yürütülmektedir. Schindler, fabrikanın tüm çalışanlarını Nazi Almanyasının izni ve lütuf ile toplama kamplarından bulmaktadır.

Schindler’s List filminin merkezinde, tarihin bu en karanlık lekelerinden biri yer alıyor. Bilindiği üzere Nazi Almanyası, İkinci Dünya Savaşı sırasında pek çok ırk ve etnikten insanı toplaman kamplarında toplayıp, bu insanların üzerinde deneyler yapmıştı. Steven Spielberg de ödüllü filminde Yahudi toplumunun yaşadığı acıları adım adım işliyor. Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak beyaz perdeye aktırılan Schindler’s List filminde Yahudilerin; yaşadıkları ayrıştırılmış mahallelerden toplama merkezlerine alınmalarına, oradan da diri diri gaz odalarına toplanmalarına tanık oluyoruz. Tüm bu olup bitenin ortasında servet elde eden Oskar Schindler ise tüm bu yaşananlardan vicdanı rahatsızlık duymaktadır. Söz konusu insanlık ayıbını daha fazla hazmedemeyen Schindler, Yahudileri kurtarmak için kolları sıvar.

Etkileyici Bir Performans: Liam Neeson

Bir nevi biyografik bir anlatıma sahip olduğunu iddia edebileceğimiz Schindler’s List filminde, Oskar Schindler karakteri doğal olarak önem taşıyor. Bu rolü üstlenen Liam Neeson‘ın gösterdiği başarılı performansı, filmin bu kadar beğenilmesinde büyük etkenlerden biri. Aktörün yıllar sonra bile hayatımın rolü olarak adlandırdığı Schindler karakteri, doksanlı yılların en tanınan beyaz perde yüzlerinden biri olmuştur. Özellikle Neeson, Schindler’ın film içerisinde yaşadığı değişimi, para için her şeyi yapabilecek bir adamdan tüm servetini gözünü kırpmadan harcayacak adama dönüşünü başarı ile oynamış. Filmin sonunda yer alan monolog ile performansını taçlandıran İrlandalı aktör, filmin başarısında büyük bir paya sahip.

Ralph Fiennes, filmin kötüsü Amon Goeth’i canlandırırken, Liam Neeson’ın hayat verdiği Schindler’in yaşadığı vicdani değişimde büyük bir role sahiptir.

Neeson ile birlikte konuşulmaya değer bir diğer oyuncu ise Ralph Fiennes. Filmin kötüsü olarak adlandıracağımız Amon Goeth rolüne can veren Fiennes bu konuda iyi bir performans ortaya koymuş. Nazi Almanyasının tüm şeytani yönlerinin ete kemiğe bürünmüş hali olan Amon Goeth karakteri; özellikle Oskar Schindler’ın yaşadığı vicdani değişim için önemli bir yer tutuyor. Safi kötü olarak filmde yer alan Fiennes, izleyiciyi etkisi altına almayı başarmıştı. Öte yandan Ben Kinsley de kast kadrosunda yer alan diğer bir dikkat çekici oyuncu. Schindler’ın fabrikasının arkasındaki deha olan Itzhak Stern karakterine hayat veren Kinsley, ihya edici bir performans ortaya koyuyor.

Işıktan Yoksun Siyah Beyaz Bir Dünya

Etkileyici hikayesi ve oyuncu performanslarının yanı sıra Schindler’s List‘in bu kadar başarılı kabul edilmesinde, filmin siyah beyaz olarak yayımlanmış olmasının önemli bir payı olduğunu söyleyebiliriz. BU durum özellikle öykünün vicdanlara seslenen sekanslarında anlatımı güçlü kılıyor. Schindler’s List‘in yönetmeni Steven Spielberg filmin neden siyah beyaz olduğunu sorulduğunda kararı şu şekilde açıklamıştı: “Yahudi Soykırımı, ışıksız bir hayattı. Benim için beyaz perdedeki renk hayattaki ışığı temsil eder. Bu yuzden soykırımı konu alan bu film siyah beyaz olmalıydı.”  Filmi siyah beyaz hazırlayarak kendince anlam yüklemenin ötesinde öyküyü anlamlı kılmayı da başaran Spielberg bu anlamda tüm övgüleri hak ediyor.

Schindler’s List’teki tek renkli karakter olan kırmızı elbiseli kız, soykırımda yok olan hayatı temsil etmektedir.

Ülkece hüzünlü günlerden geçtiğimiz bu zamanda, hikayesi ve anlatımıyla vakur bir öneri olacağını umduğum Schindler’s List, Base Keepersın bu pazarki film tavsiyedir. İkici Dünya Savaşı’nın elem dolu olayı olan Yahudi Soykırımı’nı konu edinmiş bu filmi tüm okurlarımıza tavsiye ediyorum. Pazar Sinema Kulübü serisinin bir sonraki yazılarında görüşmek dileğiyle huzurunuzdan ayrılırken, sevdikleriniz ile geçireceğiniz güzel pazarlar diliyorum hepinize.

Etiketler

Kubilay Koyuncuoğlu

Doğuştan Silivrili, soğuk sever. Mahallenin dost canlısı, süper yazarı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu