FilmFilm İnceleme

Joker & Taxi Driver Alt-Tab

Lermontov, "Bütün dünyayı sevmeye hazırdım, değerlendiren çıkmadı." der ve ekler: "Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim."


Joker filmi, sağ kulvardan alabildiğine bir hızla bindirip tribünlerdeki seyirciyi mest ederken kısa süreliğine de olsa bu furyayı sabote etmek amaçlı hipodromun ortasına atlıyor ve sizleri iki saniyeliğine soluklanmaya davet ediyorum. Şimdi elinizdeki dürbünü bir kenara bırakın, jokeyler uzaklaşmış olabilir fakat jokerler hala bir ayna kadar yakınımızda.

Şeyma Subaşı’nın çok derin psikolojik şeyler “şaapıyorum” ama öte yandan da “şaapamıyorum” dediği yerden birkaç adım öteye gitmeye çalışacağız ya da geriye.

Taşradan şehre göç etmeye başlayan insanoğlu aidiyetlik beslediği toprağı, arkadaşlık kuruduğu tabiatı bavuluna sığdıramaz ve karşılıksız kalan bu kavramları artık yeni bir sıfatla, şehrin insanı olarak doldurmakla mükellef kılınır. Fabrikasyon ürünü konformist bir yaşam alanı oluşturur kendine, adaptasyon sürecine uyum sağladıkça adapte olduğu şey gibi eti de yalnızlığı da betonlaşır. Türünün yarattığı bunca hengame ve kalabalık arasında biriciklik burcunu yitirir. Adına yazılan reçetelerin hiçbiri resmi evrak soğukluğundan öteye düşüp ruhuna dokunmaz. Kısacası işler yolunda gitmediyse ve gitmemeye devam ediyorsa artık var olmanın yalnızca kendisi dahi kişinin acı duyması için yeterli bir sebep haline gelir.

Tüm bu söylediklerim içinizi daraltmış olabilir fakat ben bir şey yapmadım. Elçiye zeval olmaz, yani olmamalı ya da olmuştur, nerede benim antidepresanlarım, show must be go on.

Sene 1976 Martin Scorsese, metropolün rahminde yaşamak yükünün manasızlığına kılıf uydurmak isteyen bir adamı dünyaya getirdi. Toplumla olan bağları zayıflamış (flörtleştiği kadını pornografik bir filme götürüp bunu absürt bulmayacak kadar), uyku problemi çeken, hayat standartları yaşamaya değil hayatta kalmaya endekslenmiş, tanımsız bir toplumsal statü ile elindeki bastırılmış asgari söz hakkını aynaya karşı kullanan, muhatap alınmak isteyen bir adam.

You talking to me?

Hey Arthur, you really good dancer.

Hayatın hiç bitmeyen bir İran-Nijerya maçına evrildiği, kendimizi yitik ve değersiz hissettiğimiz zamanlarda içine düştüğümüz içrek aynı zamanda kemirgen bunalıma panzehir olabilecek yegane şey, seni sen olarak muhatap alan menfaatsiz bir sevgiye nail olmaktır sanırım.

Arthur bu durumun yoksunluğunu, asansörde karşılaştığı kadın temelli sanrıları ile törpülemeye çalıştı fakat gerçek olmayan bir an’a ne kadar ait olabilirdi ki? Babasını bulma ihtimali, annesinin bahsettiği rahat ve refah bir yaşamdan ziyade onu daha başka şeylerin eksikliğini doldurma umuduyla heyecanlandırmıştı. Arthur’un o ufacık olasılıklara dahi tutunma çabası, Thomas Wayne’in kendisine bir böcekten hallice davranması ve küçüklüğünde annesiyle olan ilişkisi hakkında öğrendikleri ile son buldu. Annesini kendi elleriyle öldürmesi, yeryüzünde var oluşunu meşrulaştıran tek sebebin dahi kalmaması demek oluyordu. Kendisine umut ve sevgi temelli bir manadan ziyade daha farklı anlamlar yüklemek zorundaydı artık, sonra, sonrası mı? Yüz yüze hiç tanışmadığı halde manevi babası olarak gördüğü kişinin alnına, kendisini televizyon ekranlarına espri malzemesi yaparak kırdığı bir kalbinden ufak bir nişane(7mm) bıraktı.
ve bir şehir, rahminde jokeri yarattı.

“böylelikle de nefret etmeyi öğrendim.”

Travis ile Arthur benzer motivasyonlara sahiptiler, aynı değil benzer. Etki tepki denkleminde, tepkileri farklılık gösterdi. Travis, nefretini öncelikle piramitte kendinden daha yukarıdaki bir kişiye yöneltti fakat bunu hala daha anlam veremediğim bir sebepten dolayı gerçekleştirmekten vazgeçti (bir mana yüklemiş olanlar bana ulaşsın sıfırbeşyüzotuzyedi). Ufacık olasılıklara tutunma çabası Travis için de geçerli idi. On iki yaşında, hayat kadınlarından hallice yaşantı süren bir kıza, kendi kurtuluş ahdına sarılır gibi sarılmayı seçti. “bütün dünyayı sevmeye hazırdım, değerlendiren çıkmadı.” sözüne istinaden Arthur’un aksine ona bir değerlendirme fırsatı sunulması insanları öldürmesi için yeterli olmuştu sanırım.

Hiçbirinizin Lermontov’a biat etmesini istemem özellikle de bireysel silahlanmanın yasak olduğu fakat sevilmenin de sevmenin de henüz ceza kanununda yerini almadığı şu günlerde; yani yanı başınızdaki kurtuluş ahdını kaçırmamanız dileğiyle, HAHAHAHA ya da amiyane bi tabirle ehehehe.

Warner Bros. yakamızı bıraksaydı eğer sizlere daha ayrıntılı ve görsel bir içerik sunmak isterdim fakat ters kelepçe takılsın istemedik...

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu