OyunOyun İncelemeleri

God Of War: Bir Anti-Kahramanın Hayata Geri Dönüşü

Siz de etrafta God of War övülmesinden sıkılanlardan mısınız? Bir yıl boyunca oyunun yılın en iyi oyunu olduğunu iddia edenlerden bıktınız mı? Artık Kratos’un yüzüne bile tahammül edemez mi oldunuz? O zaman üzgünüm arkadaşlar bu yazı sizin için değil. Zira Base Keepers‘ta yeterince God of War övmediğimizi fark ettim, o yüzden şimdi şuursuzca God of War hayranlığı kusucam. Ancak yazıya balıklamasına dalmadan önce Kratos’un son hikayesi, benim için son on senenin zirvesinde yer alan en oyunlardan biri. Peki neyi doğru yaptı da, biz God of War’a bu kadar aşık olduk. Sonta Monica bu başarıyı nasıl elde etti de biz oyuna bu kadar coştuk? God of War neyi doğru yaptı da ilk üç günde 3 milyon sattı?

Her şeyden önce oyunu genel bir tartacak olursak; God of War tam bir oyun olarak sunuldu bize. PlayStation Exclusive oyunlardan alışageldiğimiz üzere yapım üst seviye bir oyun da olması gerektiği gibi akıcı ve eksiksiz bir hikayeye sahip. Ayrıca bu hikayeye Kratos şanından beklediğimiz aksiyon da çok güzel yedirilmiş. Bunun yanında oyun, İskandinav dünyanın sahip olduğu epik anlatımı çok güzel kullanmış. Yarattıkları mekanlar ve sundukları manzaralar; Nordik mitin ihtişamlı tasvirleriyle oyunculara etkileyici bir hava sunmuş. Oyunun barındırdığı ana ve yan karakterler, hem hikayeyi hem de görselliği olması gereken ‘tanrısal’ kata çıkarmış. Oyundaki dövüş sistemi ve ‘vuruş hissi’ de yerinde olunca da yemeyip yanında yatmalık bir eser ortaya çıkmış.

Muhteşem bir hikaye anlatımı

Kanımca God of War‘ın başarısı söz konusu olunca aslan payı hikayeye vermek gerekiyor. Açıkçası oyun çıkmadan önce God of War ile ilgili en büyük endişelerimin sebebi oyunun hikayesinin ne olacağıydı. Öyle ki E3 2016‘da oynanış videosu gösterildiğinden beri anlatılacak hikaye konusunda bir muallak söz konusuydu. İlk üçlemede ayağı yere basan ve sonuçta bitmiş bir hikayemiz vardı. Başlangıcından itibaren tanık olduğumuz olaylarla; yeri geldiğinde tanrılara küfrettiğimiz yeri geldiğinde de öfke kusarken heyecana kapılıp kol kırdığımız, ben değil bir arkadaşım, bir hikayeye ve nihayetinde bir sona sahiptik ilk üçlemede. Durum böyle olunca Kratos’un yeniden karşımıza çıkması, üstelik bir baba olarak, beni hem heyecanlandırmış hem de endişelendirmişti. Çünkü ergenliğimin en isyan anlarını onun zalim ellerinde yaşamış biri olarak yarı tanrımızı kafamda bir baba olarak canlandırmak oldukça zor geliyordu bana.

Bu yüzden belki de hikayeyi çok sevdim. Çünkü oyun bize Kratos’u sorunlu bir baba olarak sunuyor. Kratos’u Olimpos maceralarından sonra hem ruhen hem de bedenen yorgun olduğunu görebiliyoruz. Her ne kadar öfkesini bir kenara bırakmış olsa da geçen yıllar ona pek yaramamış. O da zaten bıkmış olacak ki kendini kuzeye vurmuş. Yarı tanrımız artık ne kadar sessiz sakin bir hayat yaşamak istese de eşi Faye’nin ölümünden sonra oğlu Atreus ile bir maceranın ortasında kalıyor. Baba oğul; Faye’nin küllerini dokuz diyarın en yüksek tepesine ulaştırmak üzere bir yola çıkıyor.

Bu yüzden hikayeye basitçe bir yolculuk hikayesi diyebiliriz. Yukarıda bahsettiğim Kratos’un baba olamayışı ise bu yolculuk ile daha bir önem kazanıyor. Öncelikle karakter gelişimlerinin, sinema ya da oyun fark etmez bizi hikayeye bağlayan en önemli faktör olduğunu düşünüyorum. Birbiriyle uyumsuz olan iki kişiyi bir yolculuğa çıkarıp, zamanla hem kendilerinin hem de ilişkilerinin geliştiğini anlatan hikayeler ise her zaman kendini izlettirmiş bir formüldür. Bu yüzden God of War‘ın hikayesi oldukça başarılı.

Kratos eski günlerinden oldukça uzak

Çünkü Cory Barlog ve ekibi de ilk üç seriden bildiğimiz Kratos ve yeni tanıştığımız Atreus arasındaki baba-oğul ilişkisi üzerinden bize söz konusu yol öyküsünü sunmuş. Oyunun başında Kratos, geçmişte bildiğimizden biraz farklı. Olimpos’ta yaptıklarından sonra sebep olduğu yıkımın farkında ve bunun doğurduğu tüm kederi de kabullenmiş. Temiz bir sayfa açtığı hayatı ise eşi Faye’nin ölümüyle dağılmış, bundan sonra ne yapacağını bilemez bir halde. Dahası yeni bir serüven de Kratos’u bekliyor. Bu yolculuk boyunca yıllardır kaçtığı öfkesini yeniden sahiplenmek zorunda. Fakat bunu geçmişinde olduğu gibi bitmek bilmeyen bir intikam arzusu ile değil, kendisine yakın hissettiği tek kişi olan oğlunu korumak için yapıyor. Baldur ile olan mücadelesi, nice yaratıkla olan kavgası hatta Blades Of Chaos’u bile yeniden kullanıyor olması hep oğlu için.

Evet Kratos bu oyunda da yıkıyor, döküyor, ortalığı pey bir dağıtıyor. Fakat bunu artık oğlu için yapıyor. Tüm yaptıklarını anlamlı bir nedene dayandırabiliyor olması Kratos’un gelişimindeki en önemli adım. Oyuncu; oğlu Atreus ve onun için yaptıklarıyla Kratos’un, artık o eski üçlemedeki adam olmadığının farkına varıyor. Artık Kratos, daha yolun başında olan oğlu Atreus’un onun gibi bir kadere sahip olmasını istemeyen bir baba. Ayrıca oğluna bir yandan nasıl hayatta kalacağını öğretirken bir yandan da nasıl o olunmayacağını da gösteren bir baba. Zirveye yaklaştıkça aksiyon dolu bir yolculuktan çok samimi bir baba oğul hikayesine tanık oluyoruz. Anneye son bir vedadan çok, baba ve evladın geç kalmış bir tanışma öyküsünü izliyoruz. İşte karakterlerin yaşadığı bu gelişimi, benim gibi endişeleri olan insanların hikayeyi içtenlikle kabullenmesinin en önemli sebebi olarak görüyorum.

Yeni God of War, yeniliğe ayak uyduran bir oynanış

Elbette aranızda hala bu oyunu oynamamış olup, bunun için can atanlar vardır. Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki God of War dövüş sistemi olarak da harika. Bunun en önemli nedeni oyunun içerdiği beceri ağacı ve rünlerle farklı oynanış türlerine açık olması. God of War‘da, artık bir klasik hale gelen, topladığın altın ve tecrübe puanlarıyla yeni beceriler öğrenme ve silah geliştirme sistemi güzel yedirilmiş. Bu gelişimin ana karakterleri olan Sindri ve Brok cüce kardeşler ise genellikle bölümlerin ara sahnelerinde ve görevler arası geçiş yaparken rastlıyoruz. Bu yüzden God of War, oyuncu silah geliştirecek diye akıcılığını kaybetmiyor.

Ayrıca yine elde ettiğiniz rünlerle ile daha şatafatlı becerilere de sahip oluyorsunuz. Hem Atreus hem de Kratos yine çeşitli oynanışa önayaklık eden bir beceri ağacına sahip. Diğer God of Warlarda rastlamadığımız özellik ise baba oğla zırh giydiriyor oluşunuz. Bunları cesetlerden yağmalayabileceğiniz gibi parayla da satın alabiliyorsunuz. Her ne kadar zırh geliştirme ve beceri ağacı gibi sistemlere diğer oyunlardan alışkın olsak da, bunlar ilk kez bir God of War oyununda yer alıyor. Bu sistemlerin dengeli bir şekilde oyuna entegre edilmiş olması oyunun diğer bir artısı.

 

Düşmanlar konusunda bir iki söz edecek olursam God of War 2 ve 3’teki epik dövüşler mevcut değil. Bunun bir sonraki oyunlarda olabileceğini umarak pek üzerinde durmayacağım. Yine de daha küçük ölçekli düşmanlar olan mücadeleler ise oldukça tatmin edici. Ayrıca Santa Monica oyuna efsanevi ‘Valkyre’lerden koyarak oyunun mitlere konu olacak dövüş sayısını yukarıda tutmuş. Dolayısıyla oyun, büyük düşmanlar sunmadan serüveni zorlu kılmayı ve oyuncunun ilgisini sıcak tutmayı başarmış. Buna ek olarak eski oyunlarında da çokça gördüğümüz irili ufaklı bulmacalar ile God of War, oyunculara farklı tatlar yaşatmayı başarmış. Söz konusu bu bulmacaların, oyuncuyu kanser edecek türden değil de daha çok çözüldüğünde onları hafiften mutlu edecek türden bulmacalar olması hikayeyi de sekteye uğratmıyor. Bölüm dizaynları genel olarak başarılı olması hem hikayenin hem de oynanışın bütünlüğüne katkı sağlamış. God of War, komple ve akıcı bir yapım olmuş.

Sıkılmadan izleyeceğiniz manzaralar

Oyunu övmekten bıktım sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Zira oyunun görselliği konusunda edecek bir iki çift lafım var. Öncelikle diyardan diyara oyun manzara kusmuş. Midgard’ın otuna böceğine de, Helheim’in karına kışına da ayrı hayran kaldım. Üstelik her diyar kendine has renk paletiyle beni ihya etti. İddia ediyorum ki bugün çoğu büyük bütçeli sinema filmi bu görselliği hedefleyip elde edemiyor. Hikayede var olan bazı mekanlar, sahip oldukları kudreti oyuncuya yansıtıyor. Bazen elinizi koldan çekip, sadece ekrana bakarak manzarayı seyrediyorsunuz.

Görsellik ve anlatımı kuvvetlendiren diğer bir konu ise God of War‘da kullanılan kamera açısı oldu. ‘Tek çekim’ kamerayla oyuncular kendisini hikayenin ve dövüşlerin içinde buluyor. Ayrıca bu kamera açısı oyuna başladıktan itibaren ne bir ara sahne görüntüsüyle olsun, ne de bir yüklenme ekranıyla hiçbir zaman kesintiye uğramıyor. Böylelikle oyun aslında yakaladığı epik havayı, siz artık oynamamaya karar verene kadar kaybetmiyor. Bu yüzden oyun benim nezdimde adeta bir sezonluk dizi havasına sahip. Güzel bir hikaye, sevdiğimiz kahramanlar ve aksiyonlu sahneler ile oynamaktan ziyade izlemekten de sıkılmayacağım, patlamış mısırımı alıp keyfini süreceğim 15-20 saatlik film olarak da görüyorum oyunu.

Eninde sonunda tam sekiz yıl sonra Kratos’umuza kavuştuğumuz oyun, benim için 2018’in en iyi oyunuydu. Dahası kanımca bu God of War, ara ara oturup neden iyi olduğunu anlatmamız gerekiyor. Bugüne kadar oyun ile ilgili yazılmış ve yazılacak tüm yazıları da sonuna kadar hak ediyor. Şimdi God of War’un gerek bitişinden gerekse sürpriz sonundan devam oyununun daha gelecek. Zaten yeni oyun artık yüksek sesle dillendirilmeye de başlandı. Açıkçası ben gelecek oyunları düşünmeden, halihazırda sunulan şaheserin keyfini çıkarma taraftarıyım. Peki siz ne düşünüyorsunuz Base Keepers okuyucusu? Bizim kadar God of War‘a coştunuz mu? Yoksa biz oyunu çok mu abartıyoruz? Oyunun ne günahı sevabı varsa varsa bizimle paylaşmayı unutmayın.

Etiketler

Kubilay Koyuncuoğlu

Doğuştan Silivrili, soğuk sever. Mahallenin dost canlısı, süper yazarı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu